18 Eylül 2019
  Ana Sayfa     Genel Haberler     Kemençe Üstadı Mehmet Gündoğdu

 Kemençe Üstadı Mehmet Gündoğdu

Mehmet Gündoğdu Kimdir? 03 Mayıs 1984 tarihinde İstanbul’da doğdu. Aslen Gümüşhane’nin Kürtün ilçesinin Üçtaş köyündendir. Müziğe ilkokul öncesinde babasının güzel sesi ile söylediği türkü, gazel ve ilahileri dinleyerek merak saldı. Babasının ara ara okuduğu Karadeniz türkülerini de dinleyen Gündoğdu, daha çok bu alana yöneldi. Böylece Karadeniz müziğine olan merakı gün geçtikçe artan sanatçı 11 yaşında tulum, 16 yaşında kemençe ve 30 yaşı civarında da zurna (cura zurna) çalmaya başladı.


Mehmet Gündoğdu

Mehmet Gündoğdu Kimdir?
 
03 Mayıs 1984 tarihinde İstanbul’da doğdu. Aslen Gümüşhane’nin Kürtün ilçesinin Üçtaş köyündendir. Müziğe ilkokul öncesinde babasının güzel sesi ile söylediği türkü, gazel ve ilahileri dinleyerek merak saldı. Babasının ara ara okuduğu Karadeniz türkülerini de dinleyen Gündoğdu, daha çok bu alana yöneldi. Böylece Karadeniz müziğine olan merakı gün geçtikçe artan sanatçı 11 yaşında tulum, 16 yaşında kemençe ve 30 yaşı civarında da zurna (cura zurna) çalmaya başladı.
 
Liseyi bitirdikten sonra ailesinin ve hocalarının teşvikliyle İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü’ne girdi. 2011 yılında “Karadeniz Kemençe Sanatçısı Kâtip Şadi ve Tekniği” adlı bitirme çalışmasını hazırlayarak buradan mezun oldu. Aynı yıl Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Müziği Yüksek Lisans Programına başladı. “Piçoğlu Osman Efendi’nin Hayatı ve Karadeniz Kemençe Kültürüne Olan Etkileri” başlıklı teziyle 2013 yılında da buradan mezun oldu. Halen Haliç Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Müziği Ana Sanat Dalı, Sanatta Yeterlilik (Doktora Dengi) Programında eğitimine devam etmektedir.
 
2014 yılında Yüksek Lisans tezini kitaplaştırdı ve 528 sayfalık “Mihr-i Kemençevî Piçoğlu Osman Efendi” adlı kitabı yayınladı. “Mihr-i Kemençevi” kemençecilerin güneşi anlamına gelmektedir… Kendi deyimiyle; Doğu Karadeniz Bölgesinde lokal yapının dışına çıkmayı başaran ilk sanatçı, halk sanatının dehası, kemençe kültürüne büyük katkı sağlayan, bu anlamda herkesin örnek aldığı kemençe sanatçısı Piçoğlu Osman Efendi’nin hayatı, kemençe üslûbu, tekniği, Karadeniz kemençe kültürüne olan etkilerini anlatan bir eseri kültürümüze hediye etmiştir.
 
Mehmet Gündoğdu; Karadeniz’in ülkemize kazandırdığı, dinlemekten keyif aldığımız büyük bir yetenektir. Tuzcuoğlu Osman Efendi, Karaman Halil Ağa, Picoğlu Osman zincirinin son halkası olan Kâtip Şadi ve Mehmet Sırrı Öztürk’ten sonra bayrağı devralmaya layık olan tek kemençe sanatçısıdır.
 
   
Beşiktaş’ta açmış olduğu kemençe kursunda, insanı yürekten etkileyen ve çok az insana bahşedilen olağanüstü kemençe icrasının ve söylediği türkülerinin de teknik yönlerini, geçmişe, günümüze ve özellikle de gelecek kuşaklara ışık tutması için genç nesillere aktarmak için hocalık yapmaktadır.
 
“Tuzcuoğlu Horon Havası”, “Yol Havaları”, “Gelin Alma-Ağlatma Havası”, “Giresun Karşılaması”, “Görele Horonları”,”’Sıksara Horon Havası”, “Romiko”, “Trabzon İskele Kâhya Havası” ve “Tamzara” gibi icrası en zor ve en önemli eserlerden oluşan geniş bir repertuvarı vardır. Ayrıca kendine has özel teknikler de geliştirmiştir.
 
 
Mehmet Gündoğdu kimdir? Bizlere biraz kendinizden bahseder misiniz? 
 
Ben müzikal yönümden bahsedeyim isterseniz. Müziğe başlamam babam sayesinde olmuştur. Bana bir enstrüman çalmam için ya da türkü söylemem için çok fazla bir yardımı olmasa da müzik konusunda ilham kaynağımdır diyebilirim. Babam müziğe çok meraklıydı fakat Karadeniz müziklerini çok sevmezdi. Asında kemençeyi severdi sevmesine lakin o en çok Türk Sanat Müziği ve tasavvuf müziği dinlerdi. Hatta bazen güzel sesi ile şarkı, Gazel, Mevlit, Kaside ve ilahilerden çok güzel örnekler verirdi. Dolayısı ile bizler de Sanat müziğini sevdik ve seviyoruz da…
 
Babam arada sırada Karadeniz türküleri de söylerdi. Her ne kadar az da söylese benim bu türküler daha çok ilgimi çekti. Zamanla merakım kat be kat arttı. Önce 11 yaşında tulum ile başladım müzik hayatıma. Tulum çalmayı çok seviyordum rüyalarımda bile tulum çalıyordum. Devam etseydim en iyi tulum çalan kişilerden hatta yanlış anlaşılmasın ama en iyisi bile olabilirdim.  Fakat babam tulum çalmam konusuna pek sıcak bakmadı; “Klarnet çal daha oğlum, bırak şu tulumu!” diyerek kızdığını hiç unutmam. Tabi ben yine de devam ettim. O da sağ olsun bir şey demedi…
 
Köyümüz hâlihazırda Kürtün’e bağlı olsa da zamanında Tirebolu’ya bağlı idik. Gerçi Kürtün, Tirebolu, Görele, Ağasar fark etmez… Hepimiz aynı genleri taşıyoruz. Dolayısı ile tulum çalıyor olsam da zamanla kemençe çalma aşkı beni büsbütün sardı. Başka enstrüman çalmayı pek canım istemedi. Rizeli bir büyüğümüzün kemençesi ile 16 yaşında kemençe çalmaya başladım. Babam bu sefer pek tepki vermedi… Hatta destekledi bile diyebilirim.
 
Kemençe ile çaldığım ilk eser Giresun’un içinde “İki sokak arası” idi. Kemençesini aldığım ve kemençe çalmaya başladığım Rizeli ağabeyimizin; “Arkadaş, adama kemençe çalmayı öğrettim ama 15 dakika sonra beni geçti.” demesi de aklımdan çıkmaz. O gün bugündür elimizden geldiği kadar icra etmeye çalışıyoruz. Müzik dışında bir iş ile uğraşmıyorum. Hem okuyup hem de musiki ile ilgileniyorum ki zaten direkt mesleğim ile ilgili bir okuldayım
 
Mehmet Gündoğdu isminin yeteri kadar tanındığını düşünüyor musunuz?
 
Tanıması gerekenler tarafından tanındığımı düşünüyorum. Ama halk arasında bilmeyenler olabilir. Tanınmak gibi bir amacım olmadı zaten. Mavi Karadeniz TV’de 4 bölüm süren “Ustaların İzinden” adlı, belgesel niteliğinde bir program yaptık. Bu programdan sonra daha büyük bir kesim tarafından ismimin duyulacağını düşünüyorum. Fakat dediğim gibi ben bu işi tanınmak için yapmıyorum. İçimden geldiği için, sevdiğim için yapıyorum. Tanınmak gibi bir amacım olsaydı şu anda herkes beni tanırdı. Benim amacım kültürümüzü yaşatmak. Doğu Karadeniz kültürünün iyice yozlaştığını fark ettim ve bu eksikliği gidermek istedim. İlk günde aynı fikirdeydim bu gün de…
 
 
Gördüğünüz eksiklik nedir?
 
İnsanlar ne horanın nasıl oynandığını, ne kemençenin nasıl çalınması gerektiğini, ne de bir türkünün nasıl söyleneceğini bilmiyorlar… Ben kemençeye başladığım da birçok insan ve özellikle de gençler bizim müziğimizi piyasada çalınan müziklerden ibaret sanıyorlardı. Ama bugün bunu değiştirdiğimize inanıyorum. Herkes için geçerli olmasa da en azından belli bir kesim artık gerçeğin farkında…
 
Kemençe, kemençe gibi çalınmalıdır. Bunun için de yöresel tavır gereklidir. Tavır olmaz ise kemençe aynı tuzsuz bir yemeğe benzetilebilir. İşte ben o yemeğin tuzsuz olduğunu veyahut da tam pişirilmeden sofraya konduğunu fark ettim. İnsanları da uyarmaya çalışıyorum o günden beri.
 
Ben bu kültürü yaşamak ve yaşatmak için konservatuar okudum. Kemençenin kalbine indim. Gerçek ustaları tanıdım. Sadece çalma teknikleri, söyleyiş tarzları değil, bir sonraki nesle nasıl aktardıklarını anlamaya çalıştım. Yetiştirdikleri öğrencilerin nasıl ustalaştıklarını, bu mirası nasıl taşıdıklarının idrakine vardım.
 
 
“Mihr-i Kemençevî Piçoğlu Osman Efendi” kitabını gördüğün bu eksikliklerden dolayı mı yazdın?
 
Mutlaka… Birçok kemençeci (!) tanırım ki ne çaldığından, ne de söylediğinden haberi yok. Durkaya’yı (Kemal İpşir), Mustafa Kemal Atatürk’e kemençe çalan Piçoğlu-Osman’ı, bu ustaların peşinden gelen Kâtip Şadi ve Mehmet Sırrı Öztürk’ü tanımıyor. Ayrıca Karadeniz kültürü konusunda çok büyük bir kaynak eksikliği var. İnsanların kültürlerini bilmeleri açısından da böyle bir kitap gerekliydi.
 
Sadece bunlar değil tabi ki… Kemençenin ana vatanı Giresun Görele’dir ki bu, gün gibi ortadadır. Fakat bu gerçek bilinçli olarak inkâr edilmeye çalışılıyor. “Mihr-i Kemençevî Piçoğlu Osman Efendi” kitabı işte tam olarak bu konuyu izah etmektedir. Bu konuda yazılmış eserler var ama maalesef çok ayrıntıya girilmemiş. Bu sebeple çok büyük çalışmalar ve emekler sonucunda bu kitabı yazmaya muvaffak oldum.
 
Bu kitabın içinde neler var?
 
Karadeniz kemençesine genel bakışla başlayan kitap kemençenin teknik ve yapısal özellikleri ve kültürel boyutuyla ilgili bilgiler verdikten sonra Piçoğlu Osman üzerine yoğunlaşıyor. Piçoğlu Osman’ın soy kütüğü, ailesi, çocukluğu, eğitimi, kemençeyle tanışması, çıraklık dönemi, gençliği, evliliği, askerliği, Muzaffer Sarısözen’le tanışması, plak çalışmaları, hastalık dönemi ve ölümü… Karadeniz kemençesinde Piçoğlu’nun üslubu, eserleri hakkında bilgiler ve eserlerinin altı tane eserinin ayrıntılı olarak hikâyeleri... Anılar, hikâyeler ve çırakları… Kaynak kişilerin ve Akademisyenlerin görüşleri, notalar, belgeler, fotoğraflar ve haritalar. Ve dahası...
 
Kitap gerekli ilgiyi gördü mü?
 
Gelir amaçlı bir kitap olmadığı için satışlarından çok, benim için etkisi önemliydi. Hemen hemen her kütüphaneye girdi diyebilirim. Geçmişe, günümüze ve özellikle de gelecek kuşaklara ışık tutması için herkesin ulaşabileceği bir eser haline gelmiştir. Benim için önemli olan da budur. Gerekli ilgiyi gördü mü? Hayır! Toplumumuzun okuma alışkanlığı maalesef pek yok. Fakat kemençe çalanların başucu kitabı olmalıydı bu kitap ama dediğim gibi olamıyor işte… Ben kemençeye ilk başladığımda “keşke şu ustalar ile ilgili bir satır olsa da okusam bir yerlerden” diye can atıyordum. Şimdi dünyaları serdik insanların önüne ama okumuyoruz. Çünkü okuma alışkanlığı olan bir toplum değiliz…
 
 
Yapmak istediğiniz bir proje var mı?
 
Hayalimde birçok proje var fakat bunları şimdi burada söylemek istemem (gülüyor). Sadece şunu söylemek istiyorum. Şu andaki mevcut kemençe kursumdan daha büyük bir mekân, 2-3 katlı bir yer açmak istiyorum. Sadece Karadeniz kültürüne hitap edebilecek bir şekilde tasarlamayı düşünüyorum.
 
Yeni nesil Kemençeciler hakkında neler düşünüyorsunuz?
 
Hiç olumlu düşündüğümü söyleyemem. Herkes iyi ya da kötü kemençe çalabilir fakat işin üzücü yanı; eline uyduruk bir kemençe alan, kendi kendine bir şeyler çalıp ben kemençeci oldum diye ortaya çıkıyor ki asıl zoruma giden bu. Bu konuda bir ders aldın mı? Bir eğitim aldın mı? Bir ustanın yanında çırak oldun mu? Yok. 20 yaşındaki adama kemençe üstadı muamelesi yapılıyor. Fakat şunu bilmiyorlar ki orgun fişi çekildiğinde onların da üstatlığı suya düşecek!
 
 
Halil Kodalak (Karaman), Picoğlu Osman (Gökçe), Durkaya (Kemal İpşir) ekolünden gelen Mehmet Sırrı Öztürk, Kâtip Şadi, Sami Günay, Şenel Dandin, Kemal Yılmaz gibi Kemençenin Ordinaryüslerinin seviyesine şu ana kadar kimse ulaşamadı. Çok iyi bir kemençeci olmak için azim ve yetenek olması şarttır. Birinden biri eksik ise bu iş olmaz. Ama genç nesil olarak bakarsak Umut Ayvaz’ı hepsinden bir adım önde görüyorum. Ayrıca sevdiğim bir kardeşimdir…
 
Bildiğimiz kadarı ile düğünlerde ve yayla şenliklerinde sahne almıyorsunuz özel bir sebebi var mı?
 
Hiçbir zaman bu işin maddi kısmını düşünmedim. Tek amacım kemençeyi ve Karadeniz kültürünü elimden geldiğince en doğru şekilde yaşatmaktır.
Ben kemençeyi sevdiğim için çalıyorum. Bu işe kelimenin tam anlamı ile aşık biriyim. Karşımdakinin de aşık olmasını beklerim.
Aksi takdirde ne çaldığımdan ne de söylediğimden zevk alamam, almıyorum da. Bu da beni ruhen çok yıpratıyor. Uzun lafın kısası ben muhatap bulamıyorum pek. O sebeple de gitmiyorum.
 
Sizi günyüzüm.com olarak Harmancık yayla şenliğine davet etsek…
 
Söz vermek istemiyorum ama olmayacak diye de bir şey yok… Nasip diyelim.
 
Sizce Çepni kültürünü Karadeniz yöresinde en iyi hangi bölge yaşatıyor?
 
Şurası çok güzel yaşatıyor diyemem. Her yöre farklı bir alanda iyi... Baktığınız zaman Ağasar bölgesi en azından kıyafetleriyle ve unutmadıkları Otçu gelenekleri ile ön plandalar... Ağırlık Ağasar’da görünüyor fakat Ağasar’ın da oyunları çok bozulmuş. Şu anda Ağasar horonunda sadece giriş bölümü var demek hiç de yanlış olmaz. Evet, birlik beraberlik içinde oynamaları çok güzel fakat oyunlar çok yozlaşmış. Ören ve Zıva bölgelerinde de iyi alaşağı yapılıyor fakat burada da alaşağı çok tuhaf bir hal almaya başladı. Yani her yerin bir iyi bir kötü tarafı var. İşte amacımız bu eksikleri tespit edip gençlere doğurusunu aktarmaktır.
Çaylamo gaydelerinden bildiğiniz var mı?
 
Ben o gaydelere son zamanlarda biraz merak saldım.  Aslında Çaylamo’nun özel bir kaydesi yok. Koltuk horanı diye bir gaydası var ama Görele havası olan “Timiye” o gaydasına çok benziyor. Muhtemelen aynı hava bunlar... Şerif Pir Ağabeyimin sayesinde Derelesuğu ve Çaylamuğu gibi kendi yöremin eski kemençecilerinin kayıtlarına ulaştım. Alınacak mutlaka birçok şey var onlardan ama Görele, Görele, Görele diyorum… Bu işin yok olmaması için herkesin Görele’nin eski eserlerini icra etmesi gerekmektedir. En azından Çepni bölgesinde yaşayan kemençeciler bunu yapmalı…
 

 

 

 

Günyüzüm Haber
www.gunyuzum.com
 
 




 Kemençe   Üstadı   Mehmet   Gündoğdu 

 Okunma Sayısı : 19739      Tarih :26.04.2016


abdullah yaşar - 8.08.2016 -

merhaba hocam, ben üsküdar hacı sabancı anadolu lisesi 11. sınıf öğrencisiyim.3 aydır kendi çabalarımla kemençe öğrenmeye çalışıyorum. herhangi bir ders ya da yardım almıyorum. sizden ders almak için kurs kayıtlarınız ve ücretler hakkında bilgi almak istiyorum. yardımcı olabilirseniz çok memnun olurum. çalışmalarınızda başarılar diliyorum. saygılarımla


NUMAN ÇAK - 23.08.2027 -

Arkadaşlar yaptığınız kültür hizmetleri için teşekkür ederim. Bu arkadaş hangi sülaleden kimin oğlu.


ali uzun - 27.04.2016 -

Emegi gecenlerin eline saglik ulusal bir roportaj olmus...


Ad-Soyad
E-Posta
Yorum
 
Güvenlik Kodu