18 Eylül 2019
  Ana Sayfa     Seyfullah Kara     Bid'at ve Hurefeler

 Bid'at ve Hurefeler


(Köyümüzde yaygın olan)   

BİD'AT ve HURAFELER 

Günümüzde birçok bidat ve hurafenin yaygın bir şekilde hayata aktarıldığını üzülerek görmekteyiz. Bu yanlışlardan dönülmesi adına hepimiz üzerimize düşen neyse yapmakla mükellefiz.
Öncelikle bid'at ve hurafenin ne demek olduğunu kısaca açıklayıp daha sonra da günümüzde özellikle de köyümüzde yaygın olanlar üzerinde durmaya çalışacağız.

Bid'at:
Dînî bir terim olarak: Hazret-i Peygamber (sav) ve onun ashabından sonra ortaya çıkan, aslı dîne dayanmadığı halde dînî bir çerçeve içinde sunulan yeni yaklaşımlar ve yeni âdetlerdir.

Hurafe:
İslam dininin aslında bulunmayan ancak farklı yollarla sonradan müslüman hayatına katılan ve dinî inançmış gibi kabul edilen söz, düşünce ve davranışların tümüdür.

Bu gibi batıl şeyleri inanıp bunlara tabi olmadan önce bir kez daha düşünelim ve yunus sûresi 107.ayeti kerimesine kulak verelim. ''Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.''

 Hz. Peygamber(sav)'de hadis-i şerifte “Kim bizim dinimizde ondan olmayan bir şey ortaya çıkarırsa o şey kabul edilmez.” (Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdiye 17,18) buyurarak din adına ortaya çıkan bu gibi batıl şeylere değer verilmemesi gerektiğine işaret etmiştir. 

O halde biz de müslümanlar olarak bu gibi davranış veya inanışlara itibar etmemeli, etrafımızdaki insanları da bu konuda uyarmalıyız. Bazı şeyler eskiden beri yanlış olarak uygulanıyor olabilir ancak böyle devam etmemelidir. Bilgi ve teknoloji çağı olan 21.yy'da akıl ve mantıkla da asla bağdaşmayan bu yanlışlardan mutlaka dönmeliyiz.

Köyümüzde yaygın olan yanlış inanç ve uygulamalardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

-      Koğalak ötmesini, köpek ulumasını veya horozun vakitsiz ötmesini uğursuzluk saymak,

-      Çocuğu olmayan kadınları dikenden geçirmek ve bazı kitap veya yazıların okunmasıyla erkek çocuğu olacağına inanmak,

-      Çocuk doğan eve 40 gün süre ile et alınmaması gerektiğine inanmak,

-      Yürüyemeyen çocukların ayak bağını kestirmek,

-      Loğusa kadını kırkı çıkana kadar yalnız bırakmamak ve çocuk kırklamak,

-      Kişinin üzerinde dikiş yapılacaksa veya düğme dikilecekse ağza bir şey alınması yoksa başa sıkıntıların geleceğine inanılması,

-      Nikâh esnasında gelin ve damadın birbirlerinin ayağına basması halinde, önce basanın sözünün geçeceğine inanmak,

-      Gelinin üzerine para, şeker ve fındık gibi şeyler atıp, kapıda bir şey(tencere vs.) tekmeletmek,

-      İki bayram arasında (ramazan-kurban)  nikâh kıyılması veya düğün yapılmasını uğursuzluk saymak,(Peygamberimiz Hz. Aişe validemizle iki bayram arası evlenmiştir)

-      Gece tırnak kesildiğinde başa bir belâ geleceğine inanmak,

-      Çocuğun üzerinden geçildiği zaman boyunun büyümeyeceğine inanmak,

-      Sağ elinin içi kaşındığında para geleceğine, sol elinin içi kaşındığında da para çıkacağına, ayakaltı kaşındığında da yola çıkılacağına vs. inanmak,

-      Sağ kulağın çınlaması hayra sol kulağın çınlamasını şerre yormak,

-      Göz seğirmesini uğursuzluk saymak,

-      Evde cam veya porselen gibi bir şey kırıldığı zaman belanın defedildiğine inanmak,

-      At nalı, koçboynuzu gibi şeyler evin dış cephesine asmak, nazar boncuğunu çocukların üzerine, evin içine yahut arabalara asmak,

-      Elden ele soğan, sarımsak veya sabun verildiğinde verdiği kişiyle arasının bozulacağına inanmak,

-      Cenazeyi defnederken elden ele kürek vermeyi uğursuz saymak,

-      Gurbete veya askere gidenin ardından su dökmek,

-      Tütsü yapmak ve muska yazdırmak,

-      Ölenin arkasından 7,40 veya 52. günlerinde mevlit, program vs. yapmak, (Ölen kişinin arkasından ona faydası olur ümidiyle hüsn-ü zan besleyerek Kur’an okuyabilir ve dua edebiliriz ancak bunu 7.40.veya 52.günleri sayıp bu günlere bir özellik yükleyerek yapmamız doğru değildir.)

-      Ölen kişinin 52 sine kadar her cuma akşamı orada toplanmak (cumalık dediğimiz mesele) yanlış uygulamalarımız arasındadır,

-      Ölü kabre konulduktan sonra üç sabah mezarlığa gidip mezarın başında topluca Kur'an okumak,

-      Mezar taşı üzerine âyet, şiir, methiye vs. yazmak,

-      Ölü evinden helva vs. dağıtmak,

-      Ölünün ruhunun geldiğine inanıp ölü çıkan evde 40 gün ışık yakmak,

-      Köyde cenaze varken cenaze gömülene kadar dikiş dikmemek,

-      Tabutun üstünden tavuk atlarsa o evden yakın zamanda birisinin daha öleceğine inanmak,

-      Cenaze gömülürken yağmur yağarsa (kefen ıslanırsa) arkasından birinin daha öleceğine inanmak,

-      Kapı eşiğinde oturan kişiye iftira atılacağına inanmak, erkeğin önünden kadının geçmesinden dolayı erkeğin nasibinin kapanacağına inanmak,

-      Türbe ziyaretlerini sanki dini bir vecibeymiş gibi telakki etmek, şehitliklere veya türbelere çaput, bez bağlamak veya mum yakmak,

-      Türbelerde yatanlar beşer üstü varlık olarak görmek ve Allah ile kendi arasında aracı olarak kabul etmek,

-      Türbelere gidip şifayı orda yatanlardan beklemek,

-      Yılbaşında eve misafir geldiğinde o yıl hane halkı için kötü geçerse o misafirin o haneye uğursuz geldiğine inanılması,

-      Falcılara ve büyücülere gitmek, (Bu kişilerin gelecekten verdiği haberlere itibar edildiği takdirde durum daha da ciddi olur ve iman meselesine dönüşür. O yüzden buna da özellikle dikkat edilmelidir)

-      Namazdan sonra tespih çekerken tespihe üflemek,

Bu saymış olduğumuz şeylerin Hz. Peygamber'in sünnetinde asla yeri yoktur ve asla İslam’ın değerleriyle de bağdaşmaz. Değerli kardeşlerim yanlışlarımız elbette bunlarla sınırlı değildir, ancak aklımıza geldiği kadarını yazmaya çalıştık. İnşallah yanlışlardan dönülmesi adına faydalı oluruz. Cenabı Allah (cc) hepimize bid'at ve hurafelerden uzak, Kur'an ve sünnet üzere bir hayat yaşamayı nasip eylesin.Âmin.

Seyfullah Kara

28.01.2015



Ad-Soyad
E-Posta
Yorum
 
Güvenlik Kodu